فکر بنیانبانک مقالات روان‌شناسی

İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi

2026, Volume —, Issue Advanced Online Publ

مقاله‌ها

The Relationships Between Emotion Regulation, Attachment Styles, and Interpersonal Relationship Styles in Adults

روابط بین تنظیم هیجان، سبک‌های دلبستگی و سبک‌های روابط بین‌فردی در بزرگسالان

Halise Arslan Şekkeli; Aynur Feyzioğlu İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2026, Issue Advanced Online Publ, pp. 591-602 https://doi.org/10.17336/igusbd.1695369

چکیده

Aim: This study explores the interaction between emotion regulation (ER) processes, adult attachment styles, and interpersonal relationship styles. The primary aim is to identify key determinants of interpersonal relationship styles by examining how ER strategies and difficulties shape social interactions in combination with attachment patterns.Method: The sample consists of 420 adults between 18 and 65 recruited using a snowball sampling. Participants were given several self-report questionnaires, including the Demographic Information Form, ER Questionnaire (ERQ), Difficulties in ER Scale-Short Form (DERS-16), Experiences in Close Relationships Scale-Revised (ECR-R), and Interpersonal Relationships Scale (IRS). The relationships between the continuous variables of the study were evaluated by Pearson Product Moment Correlation Coefficient; the predictor variables were evaluated by Multiple Linear Regression Analysis.Results: The findings indicate significant correlations between ER strategies, ER difficulties, attachment styles, and interpersonal relationship styles. Specifically, engagement in cognitive reappraisal and expressive suppression and difficulties with impulse control and emotional clarity emerged as important predictors of interpersonal relationship styles. Individuals with higher scores on emotional clarity and adaptive regulation strategies tended to engage in more supportive and constructive interpersonal interactions. In contrast, difficulties in managing emotions were associated with higher levels of conflict-oriented inhibitory relational tendencies. Additionally, attachment styles played an important role; anxious and avoidant attachment scores were significantly correlated negative interpersonal tendencies.Conclusion: By emphasizing the dynamic interaction between emotional processes and attachment experiences in shaping social dynamics, these findings offer valuable insights for psychological interventions to improve ER skills and build healthier relationships in adulthood.

هدف: این پژوهش به بررسی تعامل بین فرایندهای تنظیم هیجان (ER)، سبک‌های دلبستگی بزرگسالان و سبک‌های روابط بین‌فردی می‌پردازد. هدف اصلی، شناسایی تعیین‌کننده‌های کلیدی سبک‌های روابط بین‌فردی از طریق بررسی نحوه تأثیر راهبردها و دشواری‌های تنظیم هیجان بر تعاملات اجتماعی در ترکیب با الگوهای دلبستگی است. روش: نمونه شامل ۴۲۰ بزرگسال بین ۱۸ تا ۶۵ سال بود که با استفاده از روش نمونه‌گیری گلوله‌برفی انتخاب شدند. به شرکت‌کنندگان چندین پرسشنامه خودگزارشی از جمله فرم اطلاعات جمعیت‌شناختی، پرسشنامه تنظیم هیجان (ERQ)، فرم کوتاه مقیاس دشواری‌های تنظیم هیجان (DERS-16)، مقیاس تجارب در روابط نزدیک-نسخه بازنگری‌شده (ECR-R) و مقیاس روابط بین‌فردی (IRS) داده شد. روابط بین متغیرهای پیوسته پژوهش با ضریب همبستگی حاصل‌ضرب لحظه‌ای پیرسون ارزیابی شد؛ متغیرهای پیش‌بین با تحلیل رگرسیون خطی چندگانه بررسی شدند. یافته‌ها: نتایج نشان داد که بین راهبردهای تنظیم هیجان، دشواری‌های تنظیم هیجان، سبک‌های دلبستگی و سبک‌های روابط بین‌فردی همبستگی معناداری وجود دارد. به طور خاص، درگیر شدن در ارزیابی شناختی مجدد و سرکوب ابرازگری و دشواری در کنترل تکانه و وضوح هیجانی به عنوان پیش‌بین‌های مهم سبک‌های روابط بین‌فردی ظاهر شدند. افرادی که نمرات بالاتری در وضوح هیجانی و راهبردهای تنظیم سازگارانه داشتند، تمایل بیشتری به تعاملات بین‌فردی حمایتی و سازنده نشان دادند. در مقابل، دشواری در مدیریت هیجان‌ها با سطوح بالاتر گرایش‌های بازدارنده مبتنی بر تعارض در روابط همراه بود. همچنین، سبک‌های دلبستگی نقش مهمی ایفا کردند؛ نمرات دلبستگی اضطرابی و اجتنابی با گرایش‌های منفی بین‌فردی همبستگی معناداری داشتند. نتیجه‌گیری: با تأکید بر تعامل پویا بین فرایندهای هیجانی و تجارب دلبستگی در شکل‌دهی پویایی‌های اجتماعی، این یافته‌ها بینش‌های ارزشمندی برای مداخلات روان‌شناختی به منظور بهبود مهارت‌های تنظیم هیجان و ایجاد روابط سالم‌تر در بزرگسالی ارائه می‌دهد.

متن کامل دسترسی آزاد

Öz Denetim ile Duygusal Yeme Arasındaki İlişkide Yaşam Anlamının Aracı Rolünün İncelenmesi

بررسی نقش واسطه‌ای معنای زندگی در رابطه بین خودنظم‌دهی و خوردن هیجانی

Miray Mor; Süleyman Kahraman İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2026, Issue Advanced Online Publ, pp. 603-618 https://doi.org/10.17336/igusbd.1722218

چکیده

Amaç: Bireylerin duygusal deneyimleri ile beslenme alışkanlıkları arasındaki bağlantı, sağlık bilimleri ve psikoloji alanlarının kesişiminde önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Duygusal yeme davranışlarını etkileyen psikolojik faktörlerin anlaşılması, bütüncül sağlık yaklaşımları için giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Çalışmanın temel amacı öz denetim ile duygusal yeme arasındaki ilişkide yaşam anlamının aracı rolünün incelenmesidir.Yöntem: Öz denetim bağımsız değişken, duygusal yeme bağımlı değişken olarak belirlenmiş ve ikisinin arasındaki ilişkide yaşam anlamının aracılık etkisi ölçümlenmiştir. Araştırmaya 18-65 yaş aralığında (Ort. = 35.14) toplam 421 yetişkin (%64.6 kadın, % 35.4 erkek) gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Öz-Denetim Ölçeği, Duygusal Yeme Ölçeği ve Yaşamda Anlam Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile, aracılık etkisi ise Hayes'in PROCESS Macro (Model 4) kullanılarak bootstrap yöntemi (5000 örneklem, %95 güven aralığı) ile test edilmiştir.Bulgular: Korelasyon analizi sonuçlarına göre, öz denetim ile duygusal yeme arasında zayıf düzeyde negatif ilişki (r = -.135, p < .01), yaşam anlamı ile duygusal yeme arasında zayıf düzeyde negatif ilişki (r = -.189, p < .01) ve öz denetim ile yaşam anlamı arasında orta düzeyde pozitif ilişki (r = .376, p < .01) tespit edilmiştir. Aracılık analizi sonuçları, yaşam anlamının öz denetim ile duygusal yeme arasındaki ilişkide kısmi aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Yenileyici öz denetim alt boyutu (β = -.022), onarıcı öz denetim alt boyutu (β = -.028) ve toplam öz denetim için (β = -.017) aracılık anlamlı bulunurken, yaşantısal öz denetim alt boyutunda aracılık etkisi anlamlı değildir.Sonuç: Bu bulgu, beslenme davranışlarının psikolojik temellerini anlamada ve duygusal yeme ile ilişkili sorunlara yönelik etkili müdahale programları geliştirmede önemli çıkarımlar sunmaktadır.

هدف: ارتباط بین تجارب هیجانی افراد و عادات تغذیه‌ای آن‌ها، حوزه‌ای مهم در تلاقی علوم سلامت و روان‌شناسی به‌شمار می‌رود. درک عوامل روان‌شناختی مؤثر بر رفتارهای خوردن هیجانی، برای رویکردهای سلامت کل‌نگر اهمیت فزاینده‌ای یافته است. هدف اصلی پژوهش حاضر، بررسی نقش واسطه‌ای معنای زندگی در رابطه بین خودنظم‌دهی و خوردن هیجانی است. روش: خودنظم‌دهی به‌عنوان متغیر مستقل، خوردن هیجانی به‌عنوان متغیر وابسته تعیین شد و نقش واسطه‌ای معنای زندگی در رابطه بین این دو سنجیده شد. در این پژوهش، ۴۲۱ بزرگسال (۶۴/۶٪ زن، ۳۵/۴٪ مرد) در دامنه سنی ۱۸ تا ۶۵ سال (میانگین = ۳۵/۱۴) به‌صورت داوطلبانه شرکت کردند. ابزارهای گردآوری داده‌ها شامل فرم اطلاعات جمعیت‌شناختی، مقیاس خودنظم‌دهی، مقیاس خوردن هیجانی و مقیاس معنای زندگی بود. داده‌ها با استفاده از نرم‌افزار SPSS نسخه ۲۵ تحلیل شد. روابط بین متغیرها با تحلیل همبستگی پیرسون و نقش واسطه‌ای با استفاده از ماکروی PROCESS هایز (مدل ۴) و روش بوت‌استرپ (۵۰۰۰ نمونه، فاصله اطمینان ۹۵٪) آزمون شد. یافته‌ها: بر اساس نتایج تحلیل همبستگی، بین خودنظم‌دهی و خوردن هیجانی رابطه منفی ضعیف (r = -.135, p < .01)، بین معنای زندگی و خوردن هیجانی رابطه منفی ضعیف (r = -.189, p < .01) و بین خودنظم‌دهی و معنای زندگی رابطه مثبت متوسط (r = .376, p < .01) مشاهده شد. نتایج تحلیل واسطه‌ای نشان داد که معنای زندگی نقش واسطه‌ای جزئی در رابطه بین خودنظم‌دهی و خوردن هیجانی ایفا می‌کند. نقش واسطه‌ای برای زیرمقیاس خودنظم‌دهی بازسازنده (β = -.022)، زیرمقیاس خودنظم‌دهی ترمیمی (β = -.028) و مجموع خودنظم‌دهی (β = -.017) معنادار بود، اما در زیرمقیاس خودنظم‌دهی تجربی نقش واسطه‌ای معنادار نبود. نتیجه: این یافته در درک بنیان‌های روان‌شناختی رفتارهای تغذیه‌ای و توسعه برنامه‌های مداخله‌ای مؤثر برای مشکلات مرتبط با خوردن هیجانی، دلالت‌های مهمی دارد.

متن کامل دسترسی آزاد

Z Kuşağı Boş Zamanını Nasıl Değerlendiriyor ? Neulinger’in Boş Zaman Teorisi'ne Odak Grup Görüşmesi ile Güncel Bir Bakış

نسل Z اوقات فراغت خود را چگونه می‌گذراند؟ نگاهی نوین به نظریه اوقات فراغت Neulinger با استفاده از مصاحبه گروه متمرکز

Damla ERDEM İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2026, Issue Advanced Online Publ, pp. 619-633 https://doi.org/10.17336/igusbd.1724325

چکیده

Amaç: Bu çalışma, Z kuşağı bireylerinin boş zaman etkinliklerine yönelik yaklaşımlarını derinlemesine incelemeyi ve bu süreçte etkili olan belirleyici içsel motivasyon faktörlerini ortaya koyarken, Neulinger’in boş zaman teorisi çerçevesinde güncel bir perspektif sunarak alana katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.Yöntem: Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş ve veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, 12 kişilik üniversite öğrencisinden oluşan katılımcı grubu ile gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle sistematik olarak çözümlenmiştir.Bulgular: Analiz sonucunda, Z kuşağı bireylerinin boş zaman aktivitelerine ilişkin eğilimleri ile bu eğilimleri şekillendiren içsel motivasyon unsurları ortaya konmuştur. Katılımcıların boş zaman aktiviteleri, “fiziksel ve zihinsel rahatlama”, “sosyal etkileşim” ve “kişisel gelişim” olmak üzere üç ana tema altında sınıflandırılmıştır. Bulgular, katılımcıların etkinlik tercihlerini büyük ölçüde içsel motivasyona dayalı olarak gerçekleştirdiklerini; bu süreçte zihinsel üretkenlik, sosyal bağların güçlenmesi ve yeni bilgiler edinme gibi kazanımların öne çıktığını göstermektedir. Ayrıca spor ve doğa temelli etkinliklerin disiplin ve liderlik becerileri kazandırması; kültürel ve sanatsal etkinliklerin ise yaratıcılık, araştırma eğilimi ve kendini ifade etme fırsatı sunması, çalışmanın dikkat çekici bulguları arasında yer almaktadır.Sonuç: Araştırma sonucunda, Z kuşağı bireylerinin boş zaman alışkanlıkları anlaşılmış ve turizm, rekreasyon, eğitim ile yerel yönetim gibi çeşitli alanlarda gençlere yönelik strateji geliştirilmesine teorik ve pratik bir zemin oluşturulmasına katkı sağlanmıştır. Ayrıca araştırma, ilgili literatüre özgün bir bakış açısı sunarak, gelecekte yapılacak çalışmalara teorik ve pratik katkılar sağlamayı hedeflemektedir. Dolayısıyla, araştırma sonuçları, Z kuşağı bireylerinin boş zaman yaklaşımlarının Neulinger’in teorisinde vurguladığı içsel motivasyon ve özgür seçim temelindeki saf boş zaman kavramı ile önemli ölçüde örtüştüğünü göstermektedir.

هدف: این پژوهش با هدف بررسی عمیق رویکردهای افراد نسل Z نسبت به فعالیت‌های اوقات فراغت و شناسایی عوامل تعیین‌کننده انگیزش درونی مؤثر در این فرآیند، در چارچوب نظریه اوقات فراغت Neulinger، با ارائه چشم‌اندازی نوین به حوزه مطالعاتی مربوطه، انجام شده‌است. روش: در این پژوهش رویکرد کیفی اتخاذ شده و به‌عنوان روش گردآوری داده‌ها از مصاحبه گروه متمرکز استفاده شده‌است. داده‌های حاصل از مصاحبه با گروهی متشکل از ۱۲ دانشجوی دانشگاه، با روش تحلیل محتوا به‌صورت نظام‌مند مورد تجزیه و تحلیل قرار گرفته‌است. یافته‌ها: نتایج تحلیل نشان داد که گرایش‌های افراد نسل Z نسبت به فعالیت‌های اوقات فراغت و عوامل انگیزشی درونی شکل‌دهنده این گرایش‌ها قابل شناسایی است. فعالیت‌های اوقات فراغت شرکت‌کنندگان در سه مضمون اصلی «آرامش جسمی و ذهنی»، «تعامل اجتماعی» و «رشد فردی» طبقه‌بندی شد. یافته‌ها حاکی از آن است که ترجیحات فعالیتی شرکت‌کنندگان عمدتاً مبتنی بر انگیزش درونی بوده و در این فرآیند، دستاوردهایی همچون خلاقیت ذهنی، تقویت پیوندهای اجتماعی و کسب دانش جدید برجسته می‌باشد. همچنین، فعالیت‌های مبتنی بر ورزش و طبیعت موجب کسب مهارت‌های انضباط و رهبری و فعالیت‌های فرهنگی و هنری فرصت‌هایی برای خلاقیت، گرایش به پژوهش و ابراز وجود فراهم می‌آورد که از یافته‌های قابل توجه پژوهش است. نتیجه‌گیری: نتایج پژوهش به درک عادات اوقات فراغت نسل Z انجامیده و زمینه نظری و عملی برای تدوین راهبردهایی در حوزه‌هایی چون گردشگری، تفریحات، آموزش و مدیریت شهری در ارتباط با جوانان فراهم ساخته‌است. افزون بر این، پژوهش با ارائه دیدگاهی نو به ادبیات مرتبط، درصدد ارائه مشارکت‌های نظری و عملی برای پژوهش‌های آتی می‌باشد. بنابراین، نتایج پژوهش نشان می‌دهد که رویکردهای نسل Z به اوقات فراغت تا حد زیادی با مفهوم اوقات فراغت ناب مبتنی بر انگیزش درونی و انتخاب آزاد که در نظریه Neulinger مورد تأکید قرار گرفته، هم‌پوشانی دارد.

متن کامل دسترسی آزاد

Holding On to What Has Ended: Women’s Experiences of Grief After Romantic Breakups

چنگ زدن به آنچه پایان یافته است: تجربه‌های سوگ زنان پس از جدایی‌های عاشقانه

Eylül Ulusoy; Simay Olgaç; Eylül Ceren HEKİMOĞLU İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2026, Issue Advanced Online Publ, pp. 664-679 https://doi.org/10.17336/igusbd.1754780

چکیده

Aim: This study aimed to explore women’s prolonged grief experiences following the dissolution of their romantic relationships and to understand how they made sense of these experiences.Method: This study employed Interpretative Phenomenological Analysis (IPA) based on semi-structured interviews conducted with five heterosexual women aged 19–33. Each interview lasted 40–60 minutes and was transcribed verbatim. Data were analyzed iteratively and ideographically, following IPA guidelines to ensure depth, rigor, and transparency. Themes were generated through repeated readings, line-by-line coding, and cross-case comparison, with analytic saturation achieved through convergence across participants.Results: The analysis revealed five superordinate themes with their subthemes: (1)From Loss to A New Self (2)Continuing Bonds After Breakup, (3)Post-Breakup Questioning, (4)About the Loss, and (5)After the Loss. The findings showed that the loss experienced after the breakup extended beyond the partner to include future dreams, sources of happiness, and aspects of self. Participants’ efforts to sustain the relationship, ongoing communication, idealization, and fantasies of reunion played a decisive role in prolonging the grief process.Conclusion: Romantic breakups were experienced as the loss not only of a partner but also of identity, future plans, and sources of happiness. Participants’ experiences related to the prolongation of their grief period as an ongoing experience rather than a clinical condition stemmed from participants’ inability to withdraw their investment, showing breakup as a continued bond rather than an ending. Clinically, healing requires transforming this investment and reconstructing meaning, rather than enforcing abrupt detachment.

هدف: هدف این پژوهش، بررسی تجربه‌های سوگ طولانی‌مدت زنان پس از پایان روابط عاشقانه و درک چگونگی معنابخشی آنان به این تجربه‌ها بود. روش: این پژوهش با استفاده از تحلیل پدیدارشناختی تفسیری (IPA) و بر اساس مصاحبه‌های نیمه‌ساختاریافته با پنج زن دگرجنس‌گرا در بازه سنی ۱۹ تا ۳۳ سال انجام شد. هر مصاحبه بین ۴۰ تا ۶۰ دقیقه به طول انجامید و به‌صورت کلمه‌به‌کلمه رونویسی شد. داده‌ها به‌صورت تکرارشونده و ایدیوگرافیک و بر اساس دستورالعمل‌های IPA به‌منظور تضمین عمق، دقت و شفافیت تحلیل شدند. مضامین از طریق خوانش‌های مکرر، کدگذاری خط‌به‌خط و مقایسه بین موارد استخراج شد و اشباع تحلیلی از طریق همگرایی بین مشارکت‌کنندگان حاصل گردید. یافته‌ها: تحلیل داده‌ها پنج مضمون فراگیر و زیرمضامین مربوطه را آشکار ساخت: (۱) از فقدان تا خود جدید، (۲) تداوم پیوند پس از جدایی، (۳) پرسش‌گری پس از جدایی، (۴) درباره فقدان، و (۵) پس از فقدان. یافته‌ها نشان داد که فقدان تجربه‌شده پس از جدایی، فراتر از شریک عاطفی بوده و شامل رؤیاهای آینده، منابع شادی و جنبه‌هایی از خود نیز می‌شود. تلاش‌های مشارکت‌کنندگان برای حفظ رابطه، ارتباط مستمر، آرمان‌سازی و خیال‌پردازی درباره بازگشت، نقش تعیین‌کننده‌ای در طولانی شدن فرایند سوگ ایفا کرد. نتیجه‌گیری: جدایی‌های عاشقانه نه تنها به‌عنوان فقدان شریک عاطفی، بلکه به‌عنوان از دست دادن هویت، برنامه‌های آینده و منابع شادی تجربه می‌شود. تجربه‌های مشارکت‌کنندگان در ارتباط با طولانی شدن دوره سوگ، به‌عنوان تجربه‌ای مستمر و نه یک وضعیت بالینی، ناشی از ناتوانی آنان در بازپس‌گیری سرمایه‌گذاری عاطفی‌شان بود و جدایی را به‌عنوان پیوندی ادامه‌دار و نه پایانی مطلق نشان داد. از منظر بالینی، بهبود مستلزم دگرگونی این سرمایه‌گذاری و بازسازی معناست، نه تحمیل جدایی ناگهانی.

متن کامل دسترسی آزاد

Travma Sineması Bağlamında Bellek, Tanıklık ve Temsil: Son of Saul Filminin Görsel Çözümlemesi

حافظه، شهادت و بازنمایی در بستر سینمای تروما: تحلیل بصری فیلم Son of Saul

Serpil Samur İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2026, Issue Advanced Online Publ, pp. 787-799 https://doi.org/10.17336/igusbd.1735729

چکیده

Amaç: Bu çalışma, travma sinemasının bireysel ve toplumsal düzeyde travmatik deneyimlerin temsiline nasıl aracılık ettiğini görsel sosyolojik bir çerçevede analiz etmeyi amaçlamaktadır.Yöntem: Bu araştırmada, nitel araştırma paradigması çerçevesinde görsel sosyolojik film analizi tercih edilmiştir. Analiz, László Nemes’in Son of Saul (2015) filmi örneği üzerinde yapılmıştır. Çalışma; Caruth’un travma kuramı, Hirsch’in postbellek yaklaşımı, LaCapra’nın tanıklık anlayışı, Rose’un görsel metodolojisi ve Hall’un temsil kuramı üzerine temellendirilmiştir. Bu kuramsal dayanaklar, filmin ışık, ses, kadraj ve sessizlik gibi sinematografik ögelerinin hem estetik hem de toplumsal boyutlarını yorumlamaya olanak tanımıştır.Bulgular: Araştırma bulguları, Son of Saul filminin travma sinemasını üç düzeyde işlediğini ortaya koymuştur. Bellek düzeyinde, film kolektif belleğin yeniden inşasına ve tarihsel felaketin unutulmamasına katkı sağlamaktadır. Tanıklık düzeyinde, karakterlerin sessizlik, beden ve eylemleri aracılığıyla tanıklık pratikleri görünür kılınmakta; izleyici de etik bir tanık konumuna yerleştirilmektedir. Temsil düzeyinde ise sessizlik, görsel eksiltmeler ve kamera estetiği aracılığıyla travmanın “anlatılamayan” boyutu ifade edilmekte, böylece sinema hem estetik hem de etik bir tanıklık alanı olarak işlev görmektedir.Sonuç: Son of Saul filmi, Holokost gibi tarihsel bir felaketi bireysel bir direniş ve tanıklık hikâyesi üzerinden aktarırken sinemanın temsil edilemez olanı temsil etme sınırlarını zorlamaktadır. Film, izleyiciyi pasif bir estetik alımlayıcı yerine etkin bir etik tanık olarak konumlandırmakta; bu yönüyle travma sinemasının estetik bir anlatı olmanın yanında tarihsel olaylarla yüzleşme, toplumsal bellek üretimi ve etik tanıklık süreçlerine katkıda bulunan bir ifade biçimi olduğunu göstermektedir.

هدف: این پژوهش با هدف تحلیل نحوه میانجی‌گری سینمای تروما در بازنمایی تجارب تروما در سطوح فردی و اجتماعی، در چارچوبی جامعه‌شناختیِ بصری انجام شده‌است. روش: در این مطالعه، تحلیل فیلم با رویکرد جامعه‌شناسی بصری در چارچوب پارادایم پژوهش کیفی به‌کار گرفته شده‌است. تحلیل بر نمونه فیلم Son of Saul (2015) اثر László Nemes صورت گرفته‌است. پژوهش بر نظریه تروما Caruth، رویکرد پساحافظه Hirsch، مفهوم شهادت LaCapra، روش‌شناسی بصری Rose و نظریه بازنمایی Hall استوار است. این مبانی نظری امکان تفسیر ابعاد زیبایی‌شناختی و اجتماعی عناصر سینمایی فیلم همچون نور، صدا، قاب‌بندی و سکوت را فراهم ساخته‌است. یافته‌ها: نتایج پژوهش نشان می‌دهد که فیلم Son of Saul سینمای تروما را در سه سطح مورد پردازش قرار می‌دهد. در سطح حافظه، فیلم به بازسازی حافظه جمعی و جلوگیری از فراموشی فاجعه تاریخی کمک می‌کند. در سطح شهادت، کنش‌های سکوت، بدن و اعمال شخصیت‌ها، شیوه‌های شهادت را آشکار ساخته و مخاطب را در جایگاه شاهد اخلاقی قرار می‌دهد. در سطح بازنمایی نیز، سکوت، حذف‌های بصری و زیبایی‌شناسی دوربین، بُعد «غیرقابل بیان» تروما را بازتاب می‌دهد و بدین‌ترتیب سینما به‌مثابه عرصه‌ای برای شهادت زیبایی‌شناختی و اخلاقی عمل می‌کند. نتیجه‌گیری: فیلم Son of Saul با روایت فاجعه‌ای تاریخی همچون هولوکاست از منظر مقاومت و شهادت فردی، مرزهای بازنمایی امر غیرقابل بازنمایی در سینما را به چالش می‌کشد. فیلم، مخاطب را نه صرفاً دریافت‌کننده‌ای منفعل، بلکه شاهدی فعال و اخلاقی قرار می‌دهد و بدین‌سان نشان می‌دهد که سینمای تروما افزون بر روایت زیبایی‌شناختی، به‌عنوان شیوه‌ای برای مواجهه با رخدادهای تاریخی، تولید حافظه جمعی و فرآیندهای شهادت اخلاقی ایفای نقش می‌کند.

متن کامل دسترسی آزاد

Cinsiyete Göre Değişen İntihar Davranışına Yorumsamacı Perspektiften Bir Bakış

نگاهی از منظر تفسیرگرایانه به رفتار خودکشی متغیر بر اساس جنسیت

Kamil Alptekin İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2026, Issue Advanced Online Publ, pp. 889-899 https://doi.org/10.17336/igusbd.1686604

چکیده

İntihar davranışına yönelik risk faktörleri için yapılan sınıflandırmaların birçoğunda cinsiyet değişkenine de yer verilmektedir. Pozitivist paradigmaya bağlı biyomedikal yaklaşımın öngörülerine dayalı yapılan araştırmalarda cinsiyete ilişkin bulgular intihar davranışının kimlerde, ne sıklıkta hangi yöntem kullanımıyla ve nasıl ortaya çıktığına ilişkin genel bir eğilimi ortaya koyabilmektedir. Ancak bu haliyle söz konusu bulguların erkek ve kadınlar için toplumsal-kültürel zorlayıcı etmenlerin neler olduğunu, niçin vehangi koşullar altında erkek veya kadınlarınintihara yöneldiği, dahası intihar davranışının ne anlama geldiğini açıklayabilmesi oldukça güçtür. İntiharı önleme çalışmalarında söz konusu güçlüğü aşabilmek için yorumsamacı bakış açısıyla toplumsal bağlamını gözardı etmeden araştırmalardan elde edilen bulguların, saha araştırmalarından elde edilen bulgular ile bütünleştirilmesi gerekmektedir. Bu sayede, intihar davranışının cinsiyete göre ne anlam(lar) taşıdığını, önleme çalışmalarında hangi konular üzerinde daha fazla yoğunlaşmamız gerektiğini bilme olanağımız artmış olacaktır.

در بسیاری از طبقه‌بندی‌هایی که برای عوامل خطر مرتبط با رفتار خودکشی انجام شده‌اند، متغیر جنسیت نیز لحاظ می‌شود. یافته‌های مربوط به جنسیت در پژوهش‌هایی که بر اساس پیش‌بینی‌های رویکرد زیست‌پزشکی مبتنی بر پارادایم پوزیتیویستی انجام شده‌اند، می‌تواند گرایش کلی‌ای را درباره اینکه رفتار خودکشی در چه کسانی، با چه فراوانی، با استفاده از چه روشی و چگونه بروز می‌کند، نشان دهد. با این حال، به همین شکل، توضیح اینکه عوامل فشارآور اجتماعی-فرهنگی برای مردان و زنان چیست، چرا و تحت چه شرایطی مردان یا زنان به سوی خودکشی سوق داده می‌شوند و حتی رفتار خودکشی چه معنایی دارد، بسیار دشوار است. برای غلبه بر این دشواری در مطالعات پیشگیری از خودکشی، لازم است یافته‌های به‌دست‌آمده از پژوهش‌ها با رویکرد تفسیرگرایانه و بدون نادیده گرفتن زمینه اجتماعی، با یافته‌های حاصل از پژوهش‌های میدانی تلفیق شوند. بدین ترتیب، امکان آگاهی بیشتر از اینکه رفتار خودکشی بر اساس جنسیت چه معنا(هایی) دارد و در مطالعات پیشگیری باید بر چه موضوعاتی بیشتر تمرکز کنیم، افزایش خواهد یافت.

متن کامل دسترسی آزاد